(Psikodinamik) Psikoterapiye Dair

Terapi odasının kapısı çoğu zaman bir yakınma ile aralanır: Kaygı, depresyon, ilişkisel zorluklar, okul ya da iş hayatına uyum problemleri, vb… Danışanı terapiye getiren genellikle somut bir yakınma vardır ve bazı yakınmalar belirgin bir aciliyet hissi de taşır. Bazı durumlarda terapötik çalışmanın önceliği, bu yakınmayı düzenlemek ve işlevselliği yeniden kurmak olur. Özellikle çocuk ve ergenlerle yürütülen süreçlerde (ve kimi zaman yetişkinlerle yapılan bazı çalışmalarda da) terapi, öncelikle karşılaşılan zorlanmayı bir dengeye getirmeyi hedefler. Belirtilerin hafiflemesi ve zorlayıcı durumların daha yönetilebilir hale gelmesi öncelikli olur. Örneğin okulda davranış sorunları gösteren bir çocuk için öncelikle bu sorunun günlük yaşam üzerindeki etkisinin hızla azalmasına ihtiyaç vardır. Bunun için soruna katkıda bulunan etkenler anlaşılmaya çalışılır, çocuğun gelişimsel ve ruhsal ihtiyaçları gözetilir, yakınmanın çocuğun/ailenin yaşamındaki işlevi üzerine düşünülür. Yakınmanın ivedi niteliği nedeniyle düzenleyici ve destekleyici müdahaleler terapinin merkezine yerleşir. Yakınmanın ardındaki anlamın daha derinlemesine ele alınabilmesi ise çoğu zaman ancak yeterince güvenli ve düzenli bir zemin oluştuktan sonra mümkün hale gelir.

Diğer bazı durumlarda ise yakınma, terapinin merkezine yerleşmekten çok, bir başlangıç noktası işlevi görür. Özellikle yetişkinlerle yürütülen daha ucu-açık ve uzun soluklu psikodinamik psikoterapi süreçlerinde yakınma, yalnızca “bozuk” olan ya da mümkün olan en kısa sürede ortadan kaldırılması gereken bir belirti olarak görülmez. Daha çok, kişinin ruhsal yaşamında henüz tam olarak yaşanamamış, üzerinde düşünülememiş ya da söze dökülememiş bir deneyimin dışavurumu olarak ele alınır. Bu anlamda yakınma, danışanın içinde olup biten ama henüz bir anlam, bir temsil ya da bir anlatı kazanamamış olanın terapi ilişkisi içinde görünür hale gelmesi, bir temsiliyet ve anlam kazanması olarak düşünülebilir. Başka bir deyişle, kişi belki ne yaşadığını tam olarak bilmese de, o yaşantının izi söz konusu yakınma aracılığıyla seans odasına, danışan-terapist arasındaki ilişkiye gelir. Terapi süreci de bu izleri birlikte fark etme, düşünme ve zamanla anlamlandırma alanı olur.

Bu tür bir çalışmada psikoterapi, hazır tekniklere ya da önceden belirlenmiş çözüm yollarına dayanarak ilerlemez. Süreç, bilinmeyene açık olmayı, danışanın henüz tam olarak farkında olmadığı, adlandıramadığı ya da düşünemediği yaşantıların terapi süreci içinde yavaş yavaş ortaya çıkmasına ve şekil bulmasına izin vermeyi gerektirir. Bunun mümkün olabilmesi için hem terapistin hem de danışanın, her şeyin hemen anlaşılamamasına ya da çözülememesine tahammül edebilmesi gerekir. Psikodinamik psikoterapinin belki de en ayırt edici yönlerinden biri, bu bilmeme haline alan açabilmesidir. Bu hal, yeni bir anlamın ve belki de yeni bir ruhsallığın filizlenebileceği bir potansiyel alan sağlar.

Bu süreçte terapistin rolü yalnızca danışanı dikkatle dinlemekle sınırlı değildir. Psikanalist Thomas Ogden’in de vurguladığı gibi terapist, bir ölçüde kendi zihnini danışanın deneyimine açar, danışanın iç dünyasında farklı biçimlerde kullanılmayı göze alır. Danışanın yanı sıra terapistin de duygulanımları, düşünceleri ve çağrışımları da sürecin bir parçası haline gelir, danışanın kullanımına açılır. Böylece ne yalnızca danışana ne de yalnızca terapiste ait olan, terapist-danışan ilişkisinde beliren üçüncü bir alan oluşur. Ogden’in “analitik üçüncü” olarak adlandırdığı bu alan, iki öznenin karşılaşmasından doğan ve her ikisini de değiştirme/dönüştürme potansiyeli taşıyan ortak bir zihinsel alan olarak düşünülebilir. Bu alan ancak her iki taraf da bilinmeyene yer açabildiğinde ve kontrol etme ihtiyacını bir süreliğine askıya alabildiğinde oluşabilir.

Bu açıdan bakıldığında temel mesele artık yalnızca “bu yakınmayı nasıl ortadan kaldıracağız?” sorusuna yanıt bulmak değildir. Daha ziyade, söz konusu yakınmanın danışanın ruhsal dünyasına dair hangi izleri taşıdığını anlayabilmektir. Ruhsal değişim ve dönüşüm de çoğu zaman yakınmanın yalnızca kaybolmasıyla değil, onun danışanın ruhsal yaşamındaki yerinin ve anlamının değişmesiyle kendini gösterir. Bu anlamda psikodinamik psikoterapi, danışanın yakınmalarını merkeze alarak bunları hızla çözüme kavuşturmaya yönelen (ki bunun ne ölçüde mümkün olduğu da ayrı bir tartışma konusudur) bir çalışma değildir. Daha çok, danışanı terapiye getiren yakınmalar aracılığıyla, danışanın ruhsal dünyasında henüz anlamlandırılamamış, yaşantılanamamış ya da düşlenememiş olanın seans odasında iki kişi arasında birlikte keşfedildiği ve zamanla birlikte kurulduğu bir süreç olarak ele alınabilir.

Yazar: Klinik Psikolog Pelin Ulutaşlı

Yazar Hakkında:

Paylaşmak için:

İletişim:
  • +90 216 407 1222 / +90 532 061 6222
    Erenköy, Kadıköy, İstanbul
Çalışma Gün ve Saatleri:
  • Pazartesi - Cuma: 10:00 - 20:00
    Cumartesi - Pazar: 11:00 - 18:00

Copyright © 2025. Bu sitede yer alan hiçbir yazılı ve görsel içerik izinsiz paylaşılamaz, tümünün hakları saklıdır.